2 Nisan 2011 Cumartesi

MASKELİLER

Uzun zamandır keşke bi gitsem dediğim ama bilemediğim sebeplerden bir türlü denk getiremediğim Maskeliler oyununu sonunda izledim. Üstelik hiç de planlayarak değil, en plansızından ve ani bir hareketle.

Madem bir cumartesi günü boşuz o zaman bu fırsatı kaçımayalım, hadi koşun koşun gidelim bilet alalım, yetişelim.. Bu nidalarla toparlanabilen 4 kişi olarak önce başka bir oyuna gitme niyetindeydik.. Evet bunu buradan itiraf etmekte hiçbir çekince de görmem :) Aslında biz Arzunun Onda Dokuzu’na gidicektik ama oyunlarda bir değişiklik olmuş, onun yerine Aşk Halleri vardı. Biz de matinede Aşk Halleri izlemekten vazgeçip rotamızı suarede Maskeliler’e çevirdik..


Sayfa sayfa yazılacak kadar ödüllü bu oyun, 2008 yılından beri oynuyor olmasına rağmen halen salonları doldurabiliyor. Şimdi tekrar bir göz attım da, oyuncuların üçü de en az birer ödül almış. Sahne tasarımı ödüllendirilmiş, bir de en iyi prodüksiyon seçilmiş. Evet evet yönetmen de ayrıca bir ödül almış.

Hava biraz soğuk olduğu için olsa gerek, gelemeyen birtakım izleyicilerin yerine kurulduk, önlere yakın ortalardan izledik oyunu, keyfimize diycek yok! Ama tabii oyun başlayan kadarki “abiii ya birileri gelir de kalkın orası bizim yerimiz derse?” tedirginliğimiz görülmeye değerdi. Sanki birini bekliyormuşuz da gecikmiş gibi sürekli içeri girenleri kolaçan eder halimiz çok komikti. Neyse ki ışık sönüp oyun başlama işareti verildi de rahat bir nefes aldık.


Oyun başladıktan az sonra kapıda bir gürültü oldu, dedik herhalde geç kalan bir seyirci cıngar çıkarmak suretiyle içeriye girmeye çalışıyor. Sonradan öğrendik ki içeri girmeye çalışan bir basın mensubuymuş! “Ben izleyemiyorsam kimse de izleyemez kardeşim” tarzı naralarıyla bir süre bizi meşgul etmeyi başaran basın mensubu kişisine buradan sitemlerimi iletiyorum..


Neyse efendim oyuna gelelim.. Uzun zamandan sonra perde kapalı başlayan bir oyuna gittik, geçmişi yadetmek gibi adeta :)

Veeeee perde..


Oyun 1990 yılında Filistin’de geçiyor. Üçü de hayata farklı tutunmuş üç kardeş izliyoruz. Ülkesini İsrail askerlerine karşı savunmak için dağlara çıkmış kardeş (Levent Üzümcü) , bir İsrailli lokantasında çalışan ve muhbir olduğundan şüphelendiği kardeşini (Mehmet Gürhan) sogulamak için şehre geliyor. Üçüncü kardeş Halit’in (Serdar Orçin) mekanında gerçekleşen bu sorgulama, üç kardeşi de köşeye sıkıştırıyor.


Savaşın acımasız yüzü, kardeşi kardeşe düşüren pislik yığını.. Savaşın pis yüzünü açıkça yaşamak zorunda kalan insanlar.. Ve tercihleri..

Broşürde oyundan bir replik aktarılmaktadır: “ Korkuyorum. Nazif’i eve taşıdığım günkü gibi. Biliyor musun, sen kaçtıktan sonra, askerler çılgın gibi ateş ettiler. Her yandan kurşun yağıyordu. Her yan göz yaşartıcı gaz doluydu. İnsanlar düşüyorlardı, bağırıyorlardı. Her şey düş gibiydi. Kafamda tek birşey vardı, kardeşimi bulmak. Birden kadınların bir çember oluşturduğunu gördüm. Orda durmuşlar, kara kargalar gibi bağırışıyorlardı. Anladım. Koştum. İttim insanları sağa sola. Yol açtılar. ‘Bu ağbisidir’ diye mırıldanıyorlardı. ‘Bu ağbisidir’. Sonra onu gördüm. Uzanmış yatıyordu oracıkta. Bir melek gibi…”


Dağlara giden abi Levent Üzümcü endamıyla göz alıyor. Üstünüze bassa sizi bile öldürebilir gibi.. O denli güçlü, o denli cevval bir adam.. Abisini sorgularken acı çekmesi, çektiği acıyı gösterme gitgellerini çok beğendim. Serdar Orçin de arada kalan ve durumu en az acıyla toparlamaya çalışna kardeş olarak çok başarılıydı. Sorgulanan konumundaki Mehmet Gürhan ise duygu ivmelerini çok iyi yansıtmış.


Yalnız oyunun 3 sezondur oynanıyor olmasından kaynaklık olabileceğini düşündüğüm bir mekaniklik vardı bazı yerlerde. Otomatikleşen bazı replikler, mimikler vardı. Bir de bol bol sırt gördük özellikle Mehmet Gürhan’dan :) Pek bi arka dönmeli ve durmalı bi oyun olmuş. Bir de o bıçak biranda Amerikan filmi olmasaydı, az biraz kan olsaydı.. Ya da onu bize bi çaktırmasaydınız pek iyi olurdu.. Tavuklara gelince.. Oyun boyunda bişiler yemeye çalıştılar, hatta yukarıdaki kafeste asılı olanı aşağıya bişiler falan da attı ama genel olarak iyi performans gösterdiklerini söyleyebilirim :)


Tek perdede ve bir solukta izlenebilen oyunu final sahnesi ise beni bitirdi.. Tabii ki ne olduğunu anlatmıycam :) Ama seyirciyi öyle bir duruma sokuyorlar ki savaşın sesini derinden duyuyor ve kendinizi savaş meydanında sanıyorsunuz. Siz tavsiyem, kapatın gözlerinizi ve dinleyin..

Önümüzdeki sezon da oynar mı bilemem ama siz ilk fırsatta gidin izleyin bence.


İBB Şehir Tiyatroları - MASKELİLER

Yazan: Ilan Hatsor

Çeviren: Nebil Tarhan

Yöneten: Taner Barlas

Dekor Tasarım: Duygu Sağıroğlu

Kostüm Tasarım: Zuhal Soy

Işık Tasarım: Murat İşçi

Efekt Tasarım: Erhan Aşar

Dramaturg: Dilek Tekintaş

Yardımcı Yönetmen: Aliye Uzunatağan

Sanat Teknik Müdürü: S. Volkan Sağırosmanoğlu

Asistanlar: Samet Hafızoğlu, Pınar Aygün, Aslı Aybars

Oyuncular:

Halit: Serdar Orçin

Naim: Levent Üzümcü

Davut: Mehmet Gürhan

1 yorum: