26 Şubat 2011 Cumartesi

ADINDA BİLE HİCİV BARINDIRAN OYUN ; İŞSİZLER CENNETE GİDER

Sanat dolu olacak bir günün başlangıcı olaraktan Taksim Meydanı yakınlarında buluştuk. Önce Frida Kahlo ve Diego Rivera sergisi için Pera Müzesi’nin yolunu tuttuk. 40 yapıttan oluşan sergiyi gezip Firda-Diego aşkı üzerine yorumlarımızı paylaştıktan sonra Ses Tiyatrosu’nun yolunu tuttuk.

Ferhan Şensoy’u ilk kez izleyecek olmanın heyecanı ile kişi başı 25 TL bilet paralarını gişeye verirken bir miktar elim titremedi desem yalan olur.

Halep Pasajı içerisindeki Ses Tiyatrosu’ndan daha içeri girerken nostalji havasını koklayabiliyoruz. O geçmiş dokusunun girişindeki dedektör, günümüzün şüpheci ve tedirgin havasını anımsatsa da içinden geçip bir tünele girmiş gibi de olabiliyoruz.

Ses Tiyatrosu ile ilgili bir Wikipedia bilgisi de iletmek isterim ;

“1885 yılında mimar Campanaki tarafından yapılan Ses Tiyatrosu 87 yıl tiyatro, 17 yıl da sinema olarak hizmet verdikten sonra 1989 yılında Ferhan Şensoy tarafından bir bölüm hissesi alınarak tekrar tiyatroya çevrildi.

Bu inşaatın masraflarının ilk kısmını, 90 günlük Ferhangi Şeyler turnesinden edilen gelirle karşılayan Şensoy, sanılanın aksine tiyatronun sahibi değil.”

Ferhan Şensoy’u ise tanımlamaya kelimeler yetmiyor adeta ; “Türk tiyatro, sinema ve televizyon oyuncusu, roman, deneme, günlük, tiyatro oyunu, televizyon dizisi ve sinema filmi senaryo yazarı, Ortaoyuncular tiyatro topluluğunun kurucusudur.”

Ayrıca tiyatrosunda çalışanlara düzenli maaş veren nadir sanat patronlarındandır ve hatta çalışanlarına sigorta bile yapmaktadır. Sayesinde tiyatrodan emekli olabilen kişiler vardır.

Bu bilgilerin ışığında, fuayede bir aşağı bir yukarı bakınırken, içerilere doğru biraz yürüdük, Türk tiyatrosunun ustalarının isimlerinin verildiği loca kapılarını inceledik. Sonra da salona girdik ve nostaljiyi yaşamak suretiyle kooccaman salona hayran bakışlarla bakakaldık.

Veeee oyun.. Aynı Ses Tiyatrosu gibi, yıllar öncesinin parodiler dönemini yaşayan bir oyun İşsizler Cennete Gider. Oyunu izlerken “Olacak O Kadar” izler gibi bir hisse kapılabiliyorsunuz. “Polisiye Güldürü” olarak lanse edilen oyunun güldürü olduğu kesin, fakat polisiye kısmını biz aradık pek bulamadık.. Gözümüzün nuru wikipediaya baktım, polisiye kelimesinin anlamı şuymuş : “suç ve suçlularla ilgili edebiyata verilen genel addır” Bu bağlamda baktığımızda, oyunda bir suç işleniyor, evet. Suç varsa suçlu da var. Polis de var. Hapishane de var. Eeee tamam işte polisiye buradaymış demek ki biz yanlış yerde aramışız :)

Güldürü unsuru ise ucundan köşesinden yedirilien hafif absürd öğeler, gözünüze sokarcasına yapılan - ağırlıklı politik – göndermeler ve skeç esprileri tarzı eprilerde yer alıyor.

Oyunun konusuna gelince… Oyun tanıtımından alıntı ile ; “Günümüzde rekor düzeye ulaşan işsizliğin kara mizah yoluyla anlatılarak, olayın büyüteç altına alınması...
Yüksek öğrenim görmüş bir çiftin uzun süre iş bulamayarak başlarına gelen olayların hiciv penceresinden anlatılması...
'İşimiz iş aramak' biçiminde yaşamayı sürdüren bir karı kocanın varoluş savaşımı üstüne tezelden bir çözüm dilekçisidir oyun.”

Günümüzün en büyük sorunlarından birisi olan işsizliğe fena halde maruz kalşmış bir çift.. “Ne iş olsa yaparım abi” sınırına gelmiş, yüksek okullar mezunu bir mühendis.. Sonunda canına tak ediyor ve ufak bir suç işliyor en masumundan. Hapishane günleri, hapisten kaçma maceraları ve bu sırada yine yüksek öğrenimli eşinin dışarıda halen iş arayan fakat hep umutlu, sürekli optimist, hiç vazgeçmeyen yaşantısı.

Oyunculuk dersek, her zamanki gibi.. Ferhan Şensoy’u mutlaka bir yerlerde izlemişsinizdir, aynısını sahnede de görüyoruz. Ama kendisi biraz yaşlanmış gibi. Sahnedeki albenisini kaybetmemiş olsa da kondisyon düşüklüğü fark ediliyor. Diğer oyuncular ise yine “Olacak O Kadar”vari programlardan fırlamış gibi. Binbir rolde izlediğimiz Elif Durdu ise maalesef o incecik sesini her karakterde aynı kullanarak kulaklarımızı biraz yoruyor..

Bir de oyunda sürekli “başımıza bu da geldi ama, napalım..Olur böyle şeyler” tarzı bir yaklaşım var. Her şey anormal düzeyde normal. Sinir yok, stres yok, üzülmek yok, çok sevinmek yok.. Bir naiflik abidesi :) Bütün karakterler “efendiliğiyle döven” cinsten.

İzleyicilerin yaş ortalamasının 45 olması bütün bu söylediklerimi desteklerken, her şeye rağmen salonda 150 kadar kişinin bulunması da bu tip işlerin de olması gerektiğini destekler gibiydi.. Belki de her şey gelişmek zorunda değildir.. Belki de bazen eskisi gibi kalmak gerekir.. Zamana ayak uydurmak şart değildir..


İşsizler Cennete Gider

Ortaoyuncular

Ferhan Şensoy, Serap Günaydın, Ali Çatalbaş, Elif Durdu

1 yorum: