22 Mart 2012 Perşembe

TETİKÇİ - KATİL YARATMA SANATI

Avare gezmeklerle geçen bir pazar gününün akşam 7’sinde kendimizi İkinci Kat’a attık. Oyunun hemen öncesinde Can’la beraber Manda Batmaz kahvelerimizi yudumladık ve Tetikçi’yi izlemek için sahnede yerimizi aldık.

8 Ocak’ta prömiyer yapan oyunu ilk gününden bu yana çok duymuştum, neyse ki bu sefer araya yıllar girmeden gidebildim! Oyuna girmeden önce de oyunla ilgili tek bildiğin Hrant Dink suikastıyla ilintili olduğuydu..


Oyunu yazan ve yöneten Ebru Nihan Celkan, Hrant Dink’in eşi Rakel Dink’in “Bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamalı” sözleri üzerine almış kalemi eline. Ve bu karanlığı sorgulamış..

Oyun kişisi İbrahim bir örgütün parçası.. Sokakta adeta keşfettiği saf genç kişileri alıyor ve adım adım örerek örgütün parçası haline getiriyor. Aç adamı alıyor, besliyor, ev veriyor ve kendine bağ(ım)lı hale getiriyor. Sonra da veriyor silahı ellerine salıyor düşman saydıklarının üstüne.


Fakat sadece İbrahim değil, devletin parçaları da bu hareketin dişlisi.. Maviler ve yeşiller de.. Kafalarına girdikleri aç gençlerin cebine bayrak ve kitap koyuyor ve vatan, millet uğruna göreve yolluyorlar..

Cem Ali Varto’lu.. Muş – Varto! Kafasının bir yerlerinde karşı çıkıyor bu olanlara.. Çıkmak istiyor, memleketine dönüp iş kurmak, faydalı olmak istiyor. O sırada İbrahim geliyor ve “ben söylemedikçe o okul bitmeyecek, bu işlere giriş var çıkış yoktur” diyor. En nihayetinde Cem Ali eline silah almasa da aldırıyor..


Diğer yandan örgütün içi de başka bir pislik yuvası.. An geliyor kendi büyüttüğünün tehdidine maruz kalıyor büyük başlar. Kendine gidecek ülke beğenmekte zorluk çeken azmettirici, ülkesini beğenmekten öte kendini beğenmişliğin sınırlarında geziniyor.. Ve sorgu sırasında şöyle diyor karşısındakilere “.. Entel takımının ağzı açıldı şimdi. Eee noolucak ? Biraz konuşucaklar, bikaç karanfil bırakıcaklar oraya buraya. Sonra unutucaklar! Ölmeden önce bu adamı tanıyan mı vardı sanki?...” (oyundaki kelimeler tam olarak bunlar değildi – yazarın affına sığınıyorum!)

BuluTiyatro ise oyunun konusunu şöyle özetliyor ; “Küçük bir şehirde başlayıp büyük bir cinayetle sonuçlanan bir suikast….Yoksulluk ve yoksunluğun ‘memleket meselesi’ ile ‘erkeklik’ ve ‘kahramanlık’ ile örtülme ve örülme halleri….Tetikçi, Türkiye’de yaşamaya alıştırıldığımız suikastleri, çocuklardan katil üreten kahramanlıkları tartışıyor.”


Ve sonunda Umut kahraman oluyor! Çünkü sanıyor ki sevdiği kız televizyonda görürse onu da sevecek.. Tıpkı ünlüleri sevdiği gibi..


Oyun çok güzel kurgulanmış ve bize bildiklerimizi başka yerden anlatıyor.. Ya da bildiğimizi sandıklarımızı.. Oyunculuklar çok başarılı. Özellikle İbrahim rolündeki Özgürcan Çevik karakterinin çok derinlerine inmiş, anlamış ve başarılı şekilde aktarıyor anlamamızı istediklerini. Eyüp Emre Uçaray da sahnenin en başarılı oyuncularından. Şive dolayısıyla konuşmasını anlamakta bazen zorlansak da aslında çok gerçekçi oynuyor. Gülce Oral’ın canlandırdığı karakter, “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” oyunundaki Öykü Karayel’in canlandırdığı karaktere biraz fazla benzemiş ama oyun içerisinde sırıtmıyor. Belki iki oyuncunun tipleri benzediği için bende öyle bir anımsama yaratmış da olabilir tabii bilemiyorum.. Zamanında aynı sahneye ayak bastığım Barış Gönenen ise karakterindeki değişimleri çok başarılı veriyor.


Oyunun sahne akışlarında zaman geçişleri görüyoruz. Bence bu reji oyunu daha izlenir hale getirmiş. Ayrıca mevzuyu idrak konusunda da bize kafayı çalıştırtıyor. Geçişlerde belli işaretler olmadığı için bazen algıda zorluk olabiliyor ama benim hoşuma gitti açıkçası : )

Gerçekten de projeye dokunanların ellerini sıkıp tebrik edesim var! Popüler deyişle kanayan yaraya parmak basıyorlar.. Üstelik değindikleri sadece Hrant Dink değil, yıllardır gözümüzün önünde işlenen onlarca cinayet!

Ebru Nihan Celkan’ın ise yazdığı ilk oyun bu değil! Daha önce Tiyatro 0.2 tarafından oynanan “17.31” ve Devlet Tiyatroları repertuarında olan “Kabuklu Süprizli Hayvanlar” yazarın diğer oyunları. “Tetikçi” ise 2007 yılında yazılmış ve Mitos-Boyut Yayınları’nın oyun yazma yarışmasında ödül almış.

Oyun çıkışında hissedebileceğiniz suçluluk duygusunu göze alın ve bu oyunu izleyin!


TETİKÇİ – BuluTiyatro

Yazan & Yöneten: Ebru Nihan Celkan
Yardımcı Yönetmen: İpek Banu Kılar
Oynayanlar: Özgürcan Çevik, Özge Ertem, Güney Zeki Göker, Barış Gönenen, Aslı Can Kortan, Ararat Mor, Gülce Oral, Fatih Özkan, Eyüp Emre Uçaray

1 Mart 2012 Perşembe

YALNIZ BATI – TİYATRO YAN ETKİ

Sevgili dostum OnurS ile üst üste oyun izlediğimiz zamanlardı.. Birkaç ay öncesine uzanayım şööyylee ve İkinci Kat’ta izlediğimiz Yalnız Batı’dan bahsedeyim sizlere..

İkinci Kat bu yıl 3’er aylık programlarını ardı ardına yayınlayarak bizleri hayrete düşürdü. Üstelik çoğu oyunları da bol seyircili oynanıyor. Bunu görmek mutluluk verici!

Biz de bir zamandır çevremizden dinlediğimiz Yalnız Batı’yı kendi gözlerimizle görmek için gittik İkinci Kat’a. Hakkaten binanın ikinci kattında olan mekan yine kalabalık, yine kalabalık!


Yalnız Batı Martin McDonagh tarafından kaleme alınan Galway Üçlemesi’nin üçüncü oyunu. Toplumu anlatan kara komediler yazmak için kaleme sarılan yazarın üçlemesinin ilk oyunu Leenane’nin Güzellik Kraliçesi” ikincisi ise Connemara’daki Kafatası. İzlediğimiz oyun Yalnız Batı’yı Türkçe’ye kazandıran kişi ise Elif Baş.

Valane ve Coleman babaları henüz ölmüş iki kardeş. Cenazeden eve geliyorlar ve hiçbirşey olmamışcasına hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar. Babalarından onlara bulaşan nefret, ikili arasında sürekli bir çekişme ile gün yüzüne çıkıyor. Takıntılı Valane ve umarsız Coleman neredeyse hiçbir konuda anlaşamıyor. Hayatlarını sürdürdükleri eski ev Valane’in takıntılı olduğu aziz heykelcikleriyle dolu. Ama Valane sadece bu heykelciklere değil evdeki tüm eşyalara takık durumda. Ve onun olan her şey sadece onun! Kardeşi bile olsa kimseyle paylaşmaz!


Peder Welsh ise dünyadaki kötülüklerle baş etmeye çabalıyor fakat başarısız olduğunu düşünüp vicdanı tarafından köşeye sıkıştırılıyor. Daimi kavgalı iki kardeşi barıştırmayı kendine amaç ediniyor ve diyor ki; “Kardeşleri barıştıramazsak, dünya barışını nasıl sağlarız?” Fakat kasabada tek sorun bu iki kardeşin kavgaları değil. Valane’nin sözü durumu özetliyor aslında ; “Peder harika bir cemaatin var biliyor musun, biri karısının kafasına balta saplamış, diğeri annesinin beynini patlatmış ve sen bu insanlarla tatlı tatlı sohbet ediyorsun. Ne güzel.”

Herkesin yalnız olduğu bu dünyada Girleen ise istediği şeyler elde etmek için her şeyi yapabilecek birisi. Kimin eli kimin cebinde durumu olan kasabada herkes gibi birisi aslında o da. Herkes kadar yalnız.


Ve pederin duruma isyanı şu sözlerle anlatılıyor ; “Bu nasıl bir kasaba böyle? Kardeşler kavga ediyor, genç kızlar içki satıyor , iki şerefsiz katil elini kolunu sallaya sallaya geziyor?”

Bu karamsar durumu bize aktaran oyun çok doğal seyrediyor. Bize hayattan bir kesit sunuyor ve illa da bir mesaj vermek için kör göze parmak yapmıyor. Oyunculuklar da buna yaraşır bir doğallıkta. İşin komedi kısmı ise bence bu doğallık sayesinde daha çok ortaya çıkıyor.


Valane’in aşırı takıntılı halini Faruk Barman şahane aktarıyor, tam bir obsesif karakter izliyoruz kendisinden. Coleman’ı oynayan Deniz Karaoğlu ile sinerjileri de çok iyi. İki karakterin çatışmasını çok izlenesi ve tempoyu kaybetmeden veriyorlar. Peder Welsh rolündeki Mahmut Muratyazıcıoğlu karakteri bütün detaylarıyla bize aktarıyor. Girleen rolündeki Damla Sönmez ise oyundaki tek bayan karakter olarak sahneye renk katıyor, bu kara dünyadaki kadın bakışını bize başarıyla aktarıyor.

Tiyatro Yan Etki yeni oyunları Cam Yapraklar'ı da İkinci Kat’ta sahnelemeye başladı. Dolayısıyla Yalnız Batı’nın programdaki ağırlığı biraz azaldı. Oyun programdan çıkmadan biran önce gidip izlemenizi önermekteyim. Gidin ve biraz gülün, eğlenin!

YALNIZ BATI / TİYATRO YAN ETKİ

Yazan: Martin McDonagh

Yöneten: Serkan Üstüner

Çeviren: Elif Baş

Oynayanlar: Deniz Karaoğlu, Faruk Barman, Murat Mahmutyazıcıoğlu, Damla Sönmez

26 Şubat 2012 Pazar

YANIK – “BİRLİKTE OLDUĞUMUZ SÜRECE HERŞEY YOLUNDA!”

Tek başıma oyun izlemenin keyfi bir başkadır benim için.. Salona girene kadarki zamanda oyuna ısınırım bir kere. Broşür incelerim, fuaye fotoğraflarına bakarım, oyuncuları incelerim, seyircileri incelerim..

Yine aldım başımı gittim bir oyuna geçenlerde. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle, Yanık için bilet aldığımda sıcacık evimde oturmakta ve oyun araştırmaktaydım. Daha önce kendisinin tavsiyesiyle izleyip beğendiğim Günlük Müstehcen Sırlar’ın ardından bu oyun için pek tereddüt ettim diyemem!

Oyun günü işten çıkıp aheste bir şekilde Cevahir Alışveriş Merkezi’ne doğru yürüdüm.. Soğuk yüzüme vurdu kendime geldim, işten sıyrıldım, kafamı boşalttım ve o da ne! Cevahir yine tıklım tıklım! Ne var şurada hala anlayamadım ama ne zaman gitsem iğne atsan yere düşmez kıvamında kalabalık.

Devlet Tiyatroları sahnesine doğru usulca yürüdüm, biletimi aldım ve salon kenarında ısınmaya başladım. Dedim ki bir broşür alsam elime de okusam oyuna girmeden.. Fakat bir de baktım broşür satılık! Broşür de değil de, oyun kitapçığı tadında, dergi boyutunda bir basılı yayın. Çıkışta alırım diyerek oradan az uzaklaşıp, fuaye fotoğraflarına doğru harekete geçtim. Onları gözden geçirdikten sonraaa salona girdim, en ön sıradaki yerimi aldım ve dekoru süzmeye başladım. Derkeeeennn DT karizmasıyla ‘gonk’ seslerini duyduk veee oyun başladı..


“Yanık” oyunu çok uzun zamandır değil, 20 Ekim’den bu yana sahneleniyor Devlet Tiyatroları’nda. Bu kadar zamanda adını sanını oldukça duymamızı sağladı. Hakkında pek kötü şeyler okumadığım ve sıklıkla sosyal mecralarda adı geçen oyunun yazarı Wajdi Mouawad. Kendisi Lübnan doğumlu ve iç savaşı bütün kötü yüzüyle yaşamış, ülkesinden göçmek zorunda kalmış bir tiyatro insanı. “Yanık” da bir iç savaş anlatısı..


Janine ve Simon.. İki kardeş, ikizler. Nefretle sevginin iç içe geçtiği duygularla bağlandıkları anneleri ölür ve onlara birer mektup bırakır.. Öldü sandıkları babalarını ve varlığından hiç haberdar olmadıkları ağabeylerini bulmalarını ister.. Bu istek karşısında şaşkına dönen ikizler ise yıllardır tek kelime etmemiş, sessizliğe bürünmüş ve bir cümleyle ölmüş annelerine nefret beslemekte, onları sevgisiz büyüttüğü için öfke duymaktadırlar.. Ama yine de bu onları annelerinin geçmişine gitmekten alıkoymaz..


Nevval.. Bir adam sever.. Vahap.. Nevval’in sevdalısıdır.. İki aşığı birbirinden ayıran ise aslında aşklarının ta kendisidir.. Bu ayrılık Nevval’i savaşın göbeğine sürükler.. Acılara şahit olan, acıları dindirmek için çabalayan Nevval ve yol arkadaşı Sevda, savaşın orta yerinde verdikleri bu mücadelede acıyı tatmaktan kaçamayacaktır..

"Zaman kafası kesilmiş bir tavuk gibi çılgınca bir o yana, bir bu yana koşuyor, kesik boynundan kan fışkırıyor ve biz o kanda boğuluyoruz.."

Oyun biraz uzun, 3 saat kadar sürüyor. İtiraf etmek gerek ki temponun düştüğü bölümler vardı. Sembolik sahneler (misal, doğum sahnesi) çok zekice kurgulanmıştı. Ve şahane de bir finali vardı! Dikkat! Kanınız donabilir, tüyleriniz diken diken olabilir!


Nevval’in üç dönemini canlandıran Iraz Yöntem, Fatma Öney ve Emel Göksu Keleş karakterin derinliklerini çok iyi analiz etmişler ve seyirciye geçirmeyi başarıyorlar. Hayatın Nevval’de bıraktığı tüm izleri oyun bittiğinde bizim içimizde bırakıp gidiyorlar.


Oyun çıkışında almaktan kendimi alıkoyamadığım kitapçıkta ise oyunla ilgili ilginç bir noktadan bahsediliyor. Yazar Mouawad, oyunun Lübnan’daki sahnelemesinin yaratım sürecinde oyuncularını doğaçlama yapmaları için serbest bırakıyor ve oyunun metni bu şekilde ortaya çıkıyor.. Yani iç savaşı gerçekten yaşamış kişilerin içindeki duygularla örülüyor ve oluşuyor metin.. Kitapçık diyor ki ; “Kelime işçiliği için düşünülmüş ve teknik olarak kurgulanmışsa bile bu küçük detay bizi çarpıcı bir gerçeğin karşısına çıkarır. Lübnan’da yaşanan savaş öylesine yoğun ve dolu acılar içerir ki , olayların yalnızca üzerinden geçmek, olayları yalnızca canlandırmak bile kendiliğinden şiirsel olana ulaştırır kişiyi...”

Oyun 2010 yılında sinemaya da aktarılmış. Kanadalı yönetmen Denis Villeneuve tarafından sinemaya “İçimdeki Yangın” adıyla aktarılan film, en iyi yabancı film dalında Oscar’a aday gösterilmiş.

Bir süredir ihmal ettiğimi düşünüp üzüldüğüm Devlet Tiyatroları ile tekrar yan yana gelmemi sağladı “Yanık”. Oyunun can alıcı cümlelerinden birinde de dediği gibi “Birlikte olduğumuz sürece her şey yolunda” : )

Size son lafım da şudur ki, bu oyunu kaçırmayın!

YANIK / İstanbul Devlet Tiyatroları

Yazar: Wadji Mouwad
Yönetmen : Cem Emüler
Çeviren : Cem Emüler
Dramaturg : Egemen Arslan
Dekor Tasarım : Ali Cem Köroğlu
Kostüm Tasarım : Ali Cem Köroğlu
Işık Tasarım : Akın Yılmaz
Müzik : Koray Kahraman
Yönetmen Asistanı : Tansel Öngel

Oyuncular
Fatma Öney, Tansel Öngel, Murat Karasu, Emel Göksu Keleş, Iraz Yöntem, Gökçe Erinç, Veda Yurtsever İpek, Engin Şahin, Atilla Can Çelebi, Fatih Sarı

2 Şubat 2012 Perşembe

GÜZEL ŞEYLER BİZİM TARAFTA




Geçen sezondan beridir ki bu oyuna ha gittim ha gidicem diyerekten aylarımı geçirdim! Ve sonunda oyun bitmeden teşrif edebildim hem de yine son anda gelmeyen birinin bileti sayesinde : )

Eczane konuları ile alakalı tiyatrocu arkadaşım Burkay ve tiyatro konularıyla alakalı tiyatrocu arkadaşım Arda ile Santralİstanbul’un tozlu yollarına çıkmak üzere AKM önünde buluşmayı denedik. Oysa servis beklemeye nedense niyetimiz yoktu ve buluşur buluşmaz atladık taksiye ve gittik Santralİstanbul’a..

İlk önce kapı girişini keşfedebilmek için biraz zaman geçirdik.. Bu konuda çok girişken olduğumuzu söyleyemiycem ama kapıyı bulduk neyse ki : )

Oyunda bir kulaklık teçhizatı olduğundan haberdardık, hatta Burkay kendi şahane inanılmaz süper kulaklığını unuttuğu için de yolda baya hayıflandı. Ama Krek işin ucuzuna kaçmamış, kaliteden şaşmamış ve Sennheiser ses sistemini seyircisinden esirgememişti! Çok tatlısınız :)

Kimlik karşılığı gişeden aldığımız kulaklıklarımızla kapıda sıra olduk, kapı açılınca da usulca içeri girdik yerleştik. Tabii ki farklı bir sahne düzeneği görmüş kişiler olarak sahneyi uzunca inceledik.

Komik bir de anektod aktarmak isterim o anlardan.. Görevli bir arkadaş, oyun başlamadan hemen önce geldi ve dedi ki ; “lütfen kulaklıklarınızın çalışıp çalışmadığını kontrol edin.. eğer oyun sırasındakulaklığınızda bir arıza olursa arkada duran arkadaşıma dönüp işaret edebilirsiniz..” diye devam ederken seyirciler arasından bir kendini bilmez “iki adet çıkışımız bulunmaktadır…” dedi ve espri yapmaya çalıştı..Ben size daha da bişey demiyorum seyirci! Cık cık cık…

Işık karardııı ve kulaklığımız çalışmaya başladı…



Evlerine hırsız girmiş bir çiftimizin diyaloglarıyla başlayan oyun, kendilerinin kavgası ile devam ediyor. Sonrasında hayatlarına giren başörtülü genç kız ve sevdiği adam ile işler yön değiştirmeye başlıyor. Bir anda iki farklı hayat iç içe giriyor. İki farklı bakış açısı, iki farklı ilişki biçimi, birçok farklı hayat detayı.. Kendi kalemlerinden söylemek gerekirse ; “Korkaklar ülkesinde sevmek suç, sevenler tutsak.”

Oyun insanı düşündürüyor.. Daha güzel şeyler kimin tarafında acaba hakkaten? Yoksa herkesin kendi gördüğü yerde midir en güzelleri? Yaşayabildiklerin midir ? Görebildiklerin mi? Yoksa göremediklerin mi? Ya da gerçekten bizim taraf ve sizin taraf var mıdır? İki tarafta da aynı şeyler yaşanıyor olmasın sakın.. Kim bilir hangimiz daha çok sevebilir, daha çok feda edebilir.. Kim daha korkaktır..Kim daha cüretkar..


Oyunu camekan arkasından seyretmek garip.. Ama şahane.. Bi kere siz seyirci olarak dışarıdasınız! Dikizleyensiniz.. Bakansınız.. Ama acaba görebilen misiniz ?

Ses sistemini nasıl kurguladılarsa her ses, her nefes, her dokunuş kulaklarınızın içinde ve her şey çok temiz. Adeta bir sinema filmi izler gibisiniz. Üstelik olayın da tam içindesiniz. Sanki yan komşunuzda oluyor bütün bunlar ve aranızdaki duvar aslında camdan gibi.. Ya da duvara cam bardak dayamışsınız da izliyormuşsunuz gibi..


Durum bu kadar samimiyken oyunculuklar da sade ve doğal olunca işin tadı kat kat artıyor. Öykü Karayel gerçekten de sezon boyu aldığı övgüleri ve ödülleri hak ediyormuş. Partneri Ozan Çelik çok başarılı.. Tülin Özen çok güzel yansıtıyor o hepimizin bir parçasına sahip karakterini.. Bartu Küçükçağlayan.. Canım.. Güzel kardeşim.. Çok güzel oynuyorsun da.. Rica etsek artık başka bir karakter izletsen bize.. Tamam, anladık bu karakteri çok iyi yansıtıyorsun.. Ama bi değiş be arkadaş! Seni kaç oyunda izledim bak ; Şeylerin Şekli, Hoop Gitti Kafa, Bomba, Güzel Şeyler Bizim Tarafta. Bak şaka maka 4 olmuş! İyisin, hoşsun, çok başarılısın ama halk senden değişim bekliyor Bartu! Seni seviyoruz.

Oyun bitti, oyuncular selama çıktılar ve ben şunu düşündüm ; “Şimdi karşılarında 50 tane kulaklıklı insan görüyor, bence karşında seni alkışlayan 50 uzaylı görmek gibi bişeydir..” Ben olsam baya gülebilirdim zira bence çok komik bir görüntü : )

Oyunda en çok beğendiğim şeylerden birisi de kostümlerdi. İçinde bulunulan toplumsal hale çok uygun, en ince detayıyla düşünülmüş. Çok şık!

Oyunu yazan yöneten Berkun Oya’nın ellerine sağlık.. Daha çok oyunlar yapsın, daha farklı şeyler denesin bize de deneyimletsin diye bekliyoruz.

Ben derim ki bu sezon hala devam etmekteyken bu oyunu kaçırmayın. Bakın bakalım güzel şeyler ne taraftaymış..

GÜZEL ŞEYLER BİZİM TARAFTA / KREK
Yazan Yöneten : Berkun Oya
Işık : Cem Yılmazer
Oyuncular : Bartu Küçükçağlayan, Ozan Çelik, Öykü Karayel, Tülin Özen
www.krek.net

22 Ocak 2012 Pazar

İKİ DÜNYA OTELİ - TİYATRO BARBONE

Geçen yılın başlarıydı.. Barış Kıralioğlu’yla birlikte Fransız Kültür Merkezi’nde bir oyun okumasına iştirak etmiştik.. Eric Emmanuel Schmitt – İki Dünya Oteli..

Şimdi üzerinden tam 1 yıl geçti ve Barış oyunu yine Fransız Kültür Merkezinde sahneye koyuyor.. Üstelik hem yönetiyor, hem oynuyor.. Hem de yeni kurduğu tiyatrosunun çatısı altında.. Tiyatro Barbone..



Oyun öncesinde provalara bir türlü gidemedim, ancak 16 Ocak’taki gala gösterimine iştirak edebildim. O gün de şans ya işte İstanbul’un kar kaosu maksimum seviyedeydi. Gelecek olanların bir kısmı yollarda helak olmuş ve ulaşamamışlardı.. Misal, en son konuştuğumda Acıbadem’den Üsküdar’a yürümekte olan Burkay’ı bu kaosa kurban verdik, uzun süre haber alamadık..

Buna rağmen hatırı sayılır bir kalabalıkla gala yaptı İki Dünya Oteli.. Üstelik ilk iki oyunun da dolup taştığı haberleri kulağıma çalındı.. Bunların arasında birtakım Fransız izleyiciler de mevcuttu çünkü oyun Fransızca üst yazılı oynanmaktaydı..

Eric Emmanuel Schmitt bu aralar ülkemizde çok revaçta. Geçtiğimiz yıllarda Oyun Atölyesi yazarın Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler isimli oyununu sahnelemişti. Bu yıl da yine yazarın başka bir oyununu sahneliyor. İki Dünya Oteli ise Mark Levitas tarafından dilimize çevrildi ve ilk defa Tiyatro Barbone tarafından sergileniyor.


İki Dünya Oteli ölümle yaşam arasında kalmışların, yani ne gidebilmiş ne kalabilmişlerin mekanı.. Ziyaretçilerle tek ilişki kuran ise Doktor S. Otelde konaklayan bir başkan, bir büyücü ve bir temizlikçi ile tanışıyoruz önce. Sonra da Julien ve Laura ile..

Hayattayken hayatı hep hiçe saymış Julien ölüme bu kadar yaklaşınca fark ettiklerine tutunmaya çalışırken, Laura “her şeye rağmen” enerjisiyle adeta hayatı kendi çevresinde döndürüyor. Halbuki hayatı boyunca ölüme bu kadar yakın yaşan bir insan.. Nasıl olur da hayatı bu kadar sevebilir ?



Tanıtımda da dedikleri gibi.. İki Dünya Oteli’ne gelirken yanınızda hiçbir şey almanıza gerek yok! Yanınıza sadece kendinizi alın ve şahane bir seyirliğe hazır olun!

Oyunculuklar gayet başarılı, özellikle büyücü rolünde Erdinç Olgaçlı insana izlerken ayrı bir keyif veriyor.. Yılların tecrübesi sahnede o kadar hissediliyor ki.. Julien rolünde Alp Tuğhan Taş ve Laura rolünde Münibe Millet başarılı bir çift olmuşlar.. İkisi de rolünün hakkını veriyor.. Barış Kıralioğlu ise huysuz ihtiyar rolüne kendisinden çok şey katmış (!) : )) ve rolün inceliklerini iyi kullanmış. Marie’yi canlandıran Sedef Akalın ve Doktor S Nükhet Akaya ise oyuna renk katmışlar.. Özellikle Marie’nin hikayesini anlatırkenki heyecanı çok tatlıydı : )


Oyunun ışıkları tamamen led ışıklarla yapılmış ve hiçbir spot kullanılmamış.. Dekor ve ışık tasarımı birlikte yapılmış, iş sahne tasarımına dönüşmüş : ) Sahnenin her yerindeki mavi ve beyaz led ışıklar yaşam-ölüm konseptini kuvvetlendirmiş. Farklı ışık konseptine bir ödül gelir mi dersiniz ?

Barış Kıralioğlu geçtiğimiz yıl Beykent Üniversitesi Tiyatro bölümünden mezun oldu. Yıllardır çeşitli tiyatro gruplarını çalıştırdı, Tiyatro Açıkça’da oyunculuk ve yönetmenlik yaptı. Çeşitli dizi ve sinema filmlerinde oynadı. Fakat yönetmenliği hep oyunculuğundan öndeydi. Sanki daha severek yaptığı, daha kendini bulduğu gibiydi işin yönetme kısmı. Yönetmenlikten de oyunculuktan da hiç vazgeçmesin bence : )

Tiyatro Barbone, İki Dünya Oteli’nin ocak ayı gösterimlerini Fransız Kültür Merkezi’nde sundu. Şubat ayından itibaren ise oyunlar Galata Perform’da devam edecek. Ben de farklı bir sahneleme konsepti olan Galata Perform’da oyunu bir daha izlemek niyetindeyim. Seyirci ile sahnenin daha sarmaş dolaş olduğu bir ortamın oyunun etkisini daha da kuvvetlendireceğini düşünüyorum. Evet.. Bekleyelim, izleyelim ve görelim o halde.. 1, 8, 15 ve 29 Şubat’ta 20:30’da Galata Perform’da.. İki Dünya Oteli.. Ve Tiyatro Barbone..


İKİ DÜNYA OTELİ
Tiyatro Barbone

Yazan : Eric Emmanuel Schmitt
Çeviren : Mark Levitas
Yöneten : Barış Kıralioğlu
Dramaturji : Aslıhan Evrensel
Dekor-Işık : Murat Yılmaz
Görsel Tasarım : Ayça Güven, Emre Güntürkün
Kostüm : Aygül Güntav, Yeşim Gençtürk
Yönetmen Yardımcısı : Münibe Millet
Proje Asistanı : Nihan Yığın
Oyuncular : Alp Tuğhan Taş, Nükhet Akkaya, Erdinç Olgaçlı, Münibe Millet, Barış Kıralioğlu, Sedef Akalın

Şubat 2012 ; 1, 8, 15, 29 Şubat 20:30 Galata Perform
www.facebook.com/ikidunyaoteli