22 Haziran 2010 Salı

"FIRTINA"lar koparsa kopsuuun!


Festival biletlerimizi toparlamış almıştık ki, kadim dostum Burçak Çöllü “Fırtına’ya bilet alın, ben de sahnede müzik yapıcam!” dedi. Bunu duyup da o oyuna gitmemek mümkün değil ( Burçak despot olduğundan değil, onun içinde bulunduğu işlere olan güvenimizden :) ). Kaptık biletimizi, heyecanla ve kalp çarpıntılarıyla 4 Haziranı bekledik. Bu zaman süresince öğreniyoruz ki oyunu Derya Alabora çekip çevirmiş, bu işi projelendiriyormuş. Serdar Biliş’i aramış, tutalım şu işin ucundan demiş. Çiğdem Erken de oyunun müziklerini yapar iken demiş ki Burçak Çöllü’ye ; gel bizimle çalış.

Burçak acaip heyecanlı!Belli ki izleyeni de heyecanlandırıcak bir oyun çıkacak ortaya. Çalıştığı kişileri öve öve bitiremiyor ; ben de kendi kendime diyorum ki bu kız artık bizimle de çalışmaz valla..

Takvimlerimiz 4 Haziranı gösteriyor, Ayça ve ben buluşuyoruz Taksim’de ve ilk defa gidecek olduğumuz Talimhane Tiyatrosu’nu aramaya koyuluyoruz. Sayın yönetmen arkadaşımız Barış tutuyor bizi elimizden, tam da kaybolmaya yüz tutmuş iken doğru yolu bulduruyor. Veeee ünlü simalarla dolu bir festival oyununda daha oradayız!

Kapılar açılıyor, hafiften süzülüyoruz içeriye ve tavsiye edilen şekilde orkestranın karşısında alıyoruz yerimizi. Bütün yılışlığımla Burçak Çöllü ve Burçak Demir’e el sallıyorum ama kendileri çoktan moda girmişler, ilgilenmiyorlar benimle.. Mekana ilk defa gittiğimizden inceliyoruz biraz ortamı. Barış bizi bilgilendiriyor ; mekan farklı şekillerde kullanılabiliyormuş. Portatif mekanlara bayılırız. Veee ışıklar sönüp bizi susturuyor, oyun başlıyooor...

Shakespeare’nin son oyunu Fırtına. Farklı karakterlerin 3 kadın oyuncu üzerinde dolaştığı, sarmal bir yapıyla ilerliyor Serdar Biliş yönetimindeki oyun. Ana karakterlerde ; hükmeden Prospero ve onun büyüsündeki Ariel ile Caliban’ı izliyoruz. Shakespeare Prospero aracılığıyla bir hesaplaşma yaşıyor ve adeta kendi vedasını sunuyor bize. Broşür der ki “ Prospero..Kaçınılmaz edimlerinin affını diler ve temaşa alanını aksiyonsuz bırakmaya malolan anın gereğini gerçekleştirir. Kendi grafiğini sonlandırır Ariel’i serbest bırakarak. Fiziksel otoritenin ipini çeker ; biz Caliban kalırız. Başka grafiklerin Prosperoları olarak.”

Dekor kullanımını çok beğendim, çok etkilendim. Sonuna kadar da kullanılmış hani gerçekten! Dekorun sağladığı bütün nimetlerden faydalanılmış. Yukardan havuzun ortasına tutulan ışıklar hoş etkiler bırakıyor. Asistanlar oyun boyunca ortalıkta koşturuyor dekor ve aksesuar kullanımları için. Hatta bir havuzcuk suda fırtına bile koparıyorlar. Dekora zaman zaman yansıtılan görüntüler çok etkileyici. Aksilikler tabii ki oluyor, ama ambians absorbe ediveriyor onları, önemsemiyoruz bile.

Müzikler Çiğdem Erken elinden çıkma, beğenmemek mümkün mü? Kendisini her daim beğenerek takip ediyoruz. Tolga Çebi de süreç içerisinde desteğini esirgememiş, çorbada tuzu bulunmuş. Şarkıları beğendik, özellikle Ka-ka-ka-Kaliban kaki-kaki-kaki-kaki-Kaliban melodisi dilime pelesenk oldu hala söylüyorum arada, ama başka söz bilmiyorum duyanlar da deliymişim gibi bakıyor bana haliyle :) Eee tabii Caliban şarkısı ve suları sıçrata sıçrata şarkıyı söyleyen Caliban Canan Ergüder favorimmm. Köşede siyahlar içindeki müzisyenler oyun boyunca aktif haldeler. Bazı efektleri de onlar yapıyor, kanlı canlı. Bardakları bile dile getirmiş Burçak Çöllü! :))


Oyunculara gelinceeeee..Oyun günü yaklaşırken içimdeki hisler diyordu ki bir Derya Alabora izliycez, kim bilir nasıl etkilenicez! Duruşuyla bile büyüleyen bir Derya Alabora hayal eyledik. Hayallerimiz gerçek oldu mu ? Aslında oldu daaaaa...sankiiii...ne biliyim, çok daha fazlasını verebilirdi bize gibi geldi. Karakter değişimleri diğer oyuncularınki kadar keskin değildi sanki. Bir de biraz rahatsızdı anladığımız kadarıyla seste biraz sorun var gibiydi, bazı replikleri anlamakta zorlandık. Ama duyduğumuz kadarıyla diğer oyunlarda bu sorun yokmuş, biz ilk oyun azizliğinin şahitleri olmuşuz. Herşeye rağmen baktı mı titreten bir Derya Alabora kiiii..
Canan Ergüder beni şok etti desem yeridir! Yahu nerde o televizyon karakteri Canan Ergüder, nerde Fırtına’daki..Bilmez idik kendisinin bu kadar oyuncu olduğunu bu Fırtına’ya kapılmadan önce! Vücut kullanımı çok iyi, ses kullanımı ve değişimleri süper. Karakter geçişleri çok net, karakterler birbirinden apayrı. Kendisinin mükemmeliyetçi olduğunu ve çok çalıştığını duyuyoruz, izleyince de diyoruz ki “belli!”
Tülay Günal tüyler ürpertici bir performansla izletiyor kendini. Bu ne güzel Ariel’dir! O eldivenlere de bittim bu arada :) Kendisini daha önce izlemediğim için pişmanlıkla yanıp tutuşuyorum halen. O kadar gerçek ve etkileyici ki gerçekten Ariel olup büyülüyor bizi sahneden. Duruşları, mimikleri çok kontrollü. Kalbimin bir köşesi bundan sonra ona ait!

Yalnıııızzzz ortam fena halde sıcaktı! Oyun da tek perde olunca sonlara doğru fenalaşma emareleri gösterdik birazcık. Kurdeşen dökmemize ramak kalmıştı, ama bunun için kıyametleri koparacak da değiliz. Teknik yetersizlik olabilir, aksaklık olabilir..Evet isterdik ki daha ferah bir ortamda izleyelim oyunu ama emin olun oyuncular da bunu isterdi! Sanmayın ki onlar bu durumdan hoşnut kaldılar ve arkamızdan güldüler. Oyuncu için de ortam sıcaklığı sorun yaratır, konsantrasyon bozar, can sıkar. Sıkmayın siz canınızı :)

Çıkışta biraz acelemiz vardı kalıp görüşemedik ekiple ama burdan teşekkür edeyim onlara. Hepinizin eline sağlık, teşekkürler. Umarım sezonda da oynamaya devam eder de daha çok kişi izleyebilir.
Ayrıca prova sürecinizde Burçak Çöllü’yü Lydia ile biraz sizden alıkoyduk kusura bakmayın ;))

1 yorum:

  1. İzleyici gözüne,ruhuna sağlık..
    Erkek karakterlerin kadın oyuncularla canlandırılması da ayrı bir etkileyicilik benim için hele ki bu kadar başarılı oyunculuklarla olması yeni bir "Fırtına" yaratmış..Canan Ergüder'in büyük kondisyon gerektiren oyunculuğu ve bu fiziksel zorlanmaları oyununa yansıtmaması, Tülay Günal'ın karakter geçişleri ve ayrımları ve ve Derya Alabora'nın tüm ağırlığıyla sahnedeki etkisi bizi bambaşka bir büyüyle hapsetti..

    YanıtlayınSil