13 Ocak 2012 Cuma

BİR BÖLÜNMÜŞLÜĞÜN HİKAYESİ - ÇOK HÜCRELİ BÖLÜNEN

Günlerden geçen haftaydı.. Sayın Çöllü ile bir süredir oyun izleyememiş olmanın verdiği üzüntüyle süzülürken kendisinden bir teklif geldi. Dedi ki bi oyun var adı “Çok Hücreli Bölünen” oynayan kızı pek övüyolar bi gidelim görelim. Dedim ki hiç durmayalım!

Koşturmacalı bir haftasonunun cumartesi akşamında haldır haldır yağan yağmur saolsun çizmelerimden içeri süzülmüş, geç kalmamak için beşiktaştan bindiğim taksi nedense Nişantaşı yolundan gitmeyi tercih edip beni trafiğin göbeğine sürüklemişti. Açlıktan zil çalan karnım ise bütün bunlara tuz biber olmaktaydı. Murphy oralarda olmalıydı!

Bütün bu felaketlerle cebelleşirken Mekan Artı yollarına ulaşmayı nasıl olduysa başardık. Hedefimizde ise “Çok Hücreli Bölünen” vardı. İtiraf ediyorum, oyunu o güne kadar duymamıştım. Hata etmişim, bilemedim!


Oyun, Ufuk Tan Altunkaya tarafından yazılmış, Aybike Esin Tumluer tarafından hazırlanmış ve oynanıyor. İçimizdeki bölünmüşlüğün hikayesini anlatıyor..

Broşürümsü şöyle diyor ; “O kadar çoklar ki.. Her yerdeler, yüzümü, yüzümüzü çevirdiğimiz her yerde.. Beni oluşturuyorlar, bizi oluşturuyorlar.. Burayı oluşturuyorlar.. Yokluğumuzu oluşturuyorlar.. Her gün başkasını yaşamıyor musun sen de? Bazen aldırmıyor, bazen güldürmüyor musun? Bazen ağlamıyor musun? Herkes içinde. Herkes sende.. Hepimiz artık o normal anormallerdeniz. Hepimiz artık İnayet’iz..”

Gerçekten de içimizde, aramızda, dünyamızda yaşayan karakterler can buluyor oyunda. Kılıktan kılığa giriyor Aybike Esin Tumluer ve bizi gülmekten kırıp geçiriyor. O bir Cihangir’li! O bir aktivisit! O bir solcu! Hayır hayır o bir sağcı! Yok yok o bir cinci hoca! Amaaaaaannn o hepsi işte.. Tıpkı bizim gibi : )


Sokakta gördüğümüz binlerce tip var ya hani hep konuşuruz üstüne.. Ya da arkasından.. İşte onların hepsini bu oyunda izlemek mümkün. Şu yorum çıktı oyun bitiminde bizden ; “Hani biz hep konuşup konuşup gülüyoruz ya, işte bunlar oturup onu oyun yapmışlar” Fakat bu demek değildir ki oyun sıradan.. Bu demektir ki içimizdeki binlerce komik, bir sahnede toplanmış bize oyun oynuyorlar.

Ele aldıkları konular ve kişiler arasında kendiler de var üstelik. Tutmuş alternatif tiyatro mekanlarını dolamışlar dillerine : ) “Neymiş efendim alternatifmiş! Aha bak elim tavana değdi! Al sana alternatif tiyatro!” Bununla da kalmamış, in-yer-face akımını yazıp çizmişler..

Valla ne yazdılarsa çok iyi ve kararında yazmışlar, gülmekten gözümden yaşlar geldi! Aybike Esin Tumluer sahnede acaip bir enerji topu! Neyse ki oyun 1 saat kadar sürüyor yoksa çıkışta yorgun düşüp bayılabilirsiniz : ) Bu haliyle çok kıvam!

Kendisiyle çıkışta bir miktar muhabbet ettik, yedik, içtik.. Acaip bir karşı duruşu var hayata.. Lafını zerre çekinmeden söylüyor çatır çatır.. Meğer sahnedeki enerjisi orjinalmiş : ) Hatta bana da biraz kızdı, “oyunları beğenmiyosan beğenmiyorum diye yaz arkadaş lafı kıvırma” dedi!

Oyunun içerdiği süprizlerle ilgili tabii ki detay vermeyeceğim, hatta verenleri buradan kınayacağım! Olur mu arkadaş öyle şey! Sadece şu kadarını söyliyim.. Ya da yok yok hiç söylemiyim işin tadı kaçmasın, merak edin gidin izleyin görün : )



Aybike Esin Tumluer kimdir derseniz kendisi Haliç Üniversitesi Tiyatro bölümü mezunu imiş.. Daha sonra gitmiş İtalya’da Commedia Dell’Arte çalışmış.. Bu aralarda da bir sürü işler yapmış tabii.. Şimdi de gelmiş burda oyunlar yapmaktaymış.. Daha çoklarını yapsın istiyoruz! Hayatta karşı durulacak daha çok şey var hanım! : )

Tüm ekibin eline emeğine sağlık..
Son zamanlarda gülebildiğim oyunların başında gelen “Çok Hücreli Bölünen”i izlemenizi önerir, iyi günler dilerim! ( Edi ile Büdü’ye saygılar ;) )


ÇOK HÜCRELİ BÖLÜNEN

Yazan : Ufuk Tan Altunkaya
Hazırlayan ve oynayan : Aybike Esin Tumluer
Proje Koordinasyon : Didem Kaplan
Afiş tasarım : Erda Gümüş
Teknik Sorumlu : Demet Ergün
(biletler için ; www.mybilet.com)

1 Ocak 2012 Pazar

BULUŞMA HAMLET

Yine yaklaşık 1 ay öncesinden planlanan bir oyun izleme organizayonu ile karşı karşıyaydık. Bu aralar büyük kurumsal şirketlerdeki arkadaşlarımın organizasyonları ile birtakım oyunlara gitmekteyim.

Kalabalık kadrolu şirketlerde birtakım sanat etkinlikleri organize edilir oldu. Bu organizasyonlardan sorumlu kişiler, tiyatro ekipleriyle bağlantılar kuruyorlar ve toplu indirimli bilet anlaşmaları yapıyorlar. Böylece hem kurumsal kişiler indirimli bilet alma imkanına sahip oluyorlar, hem de oyunlara toplu bilet satışı yapılmış oluyor. Bence bir kazan-kazan durumu söz konusu, ben durumdan çok memnunum : )

Neyse efendim yine böyle bir şirket organizasyonuyla eski 3 arkadaş bir araya geldik ve Akatlar Kültür Merkezi’nin yolunu tuttuk. Sebebi ziyaretimiz ise “Buluşma Hamlet” adlı oyun idi.

Biz ‘aman sakın geç kalmayalım’ diye koştururken, oyun saatinden tam 5 dakika önce Akatlar’a ulaşabildik. Bir de ne görelim, seyirciler hala rahat rahat fuayede salınmaktalar ve oyuna 5 dakika var! Evet


“Buluşma Hamlet” modern bir Hamlet yorumu. Oyunun en büyük özelliği ise engelli gençlerle profesyonel oyuncuları aynı sahnede buluşturmuş olması. Fakat broşürlerinde yazdığı gibi “Türkiye’de ve belki de dünyada bir ilk” olmayabilir, onu belirtmek isterim.. Konuya dair verebileceğim en yakın tarihli örnek ise, geçen yıl The Club tarafından sahneye konan “Neverland”.

Broşürde ekiple ilgili biraz daha detaylı bilgi görmek hoşumuza gidebilirdi. Projenin SATGE tarafından yürütüldüğünden bahsediliyor fakat SATGE nedir, kimdir, nerdedir hiçbir bilgi yok.. Ayrıca internet üzerinden yaptığım araştırmalarda da bir sonuç elde edemedim, hiçbir bilgi bulamadım.. Bulduklarındam anladığım kadarıyla TAL (Tiyatro Araştırma Laboratuarı) bünyesinde oyuncu olan Kadir Kandemir’in yürüttüğü bir proje olsa gerek..


Buluşma Hamlet fikir olarak güzel fakat uygulama olarak bendeki notu biraz düşük.. Hamlet’i modern bir bakış açısıyla görmek ve uygulamak fikri hoş fakat yarım kalmış.. Oyun içerisinde kullanılan bıçaklı dans sahneleri güzel düşünülmüş ama yeterince çalışılmamış gibi duruyor. O kadar tereddütle oynanınca hata yapıp senkronu kaçırabiliyorlar.. Mesela şemsiyelerin kullanıldığı sahnede 5 kişide şemsiye varsa, o 5 şemsiye de farklı zamanlarda açıldı! Halbuki aynı anda çat diye açabilseniz ne kadar etkili olabilirdi..

Ophelia’nın boğularak ölmesinin tasvir edildiği ve sahneye (güya) sırılsıklam geldiği sahne.. Ophelia’nın üzerindeki kostüm çıkarılmış, kenarı köşesi biraz ıslatılmış ve tekrar giydirilmiş, oyuncunun da saçlarına biraz su sıçratılmış gibiydi.. Halbuki o kostüm gerçekten sırılsıklam olsa.. Yerlere sular damlatarak gelse.. Kızın saçlarından sular damlasa.. Yani gerçekten ıslak bir durum olsa pek güzel olabilirmiş.. Dediğim gibi fikirler çok güzel fakat uygulamada eksiklikler olmuş sanki..


Oyuncularda ise genel olarak duygu yoksunluğu inandırıcılığı biraz baltalayabiliyor. Özelikle Hamlet’e ben pek inanamadım, pek ısınamadım. İnsan günlük hayatta bile sinirlenirken içinde sinir halini getiren bir iç ivme olur. Seyirci o duygunun gelişini bi hissetse, o iç ivmenizi bi görse de o sinir haliniz daha inanılır olsa ne hoş olabilirmiş.. Tüm oyunculardaki tereddüt hali Kutay Sandıkçı’da da mevcut.. Biraz otomatik oynama durumu söz konusu..

Oyunda bir nevi daha duygulu kişiler ise Claudius’u oynayan Kadir Kandemir ve Gertrude’u canlandıran Elif Yıldız.. Fakat Kadir Kandemir özellikle performatik bölümlerde yetersiz kalabiliyor.. Elif Yıldız da aynı yüz ifadesini o kadar sık kullanıyor ki adeta yüzüne maske çizmişler gibi hisediliyor bir süre sonra..


Oyunun ışık tasarımı güzel, fakat uygulamada biraz sıkıntı var.. Geç kapanan, erken açılan ışıklar oyuncuları da tedirgin ediyor.. Aynı şekilde efekt&müzik uygulamada da sorunlar var.. Kral Hamlet’in hayaleti konuşurken müziğin sesini çok açmamakta fayda olabilir, biz ikinci sırada oturuyor olmamıza rağmen bazı replikleri duyamadık..

Bu arada engelli oyuncularımıza da değinmek isterim.. Sahnede profesyonel oyunculardan hiçbir farkları olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Oyuncuları engelli ve engelsiz diye ayırt ettirmeden sahnede var oluyorlar, tebrik ederim.

Velhasılıkelam Buluşma Hamlet fiziksel engelli ve engelsiz oyuncuları sahnede bir araya getiriyor olması bakımından takdir edilecek bir projedir. Bir proje gösterisi olarak değerlendirildiğinde destek olmak ve teşvik etmek amacıyla izlenebilir.. Emeğe her daim saygımız olduğundan projede yer alanları tebrik ediyoruz.. Giriştiğiniz proje bir cesaret işidir, cesaretinizi takdirle karşılıyoruz.

BULUŞMA HAMLET
William SHAKESPEARE
YÖNETEN Kadir Kandemir
GENEL KOORDİNATÖR Sevrin Uysal
MÜZİK TASARIMI Jingle Factory
IŞIK TASARIMI Zilkifli Özdemir
KURUMSAL İLETİŞİM DİREKTÖRÜ Filiz Babalık Aytar
AFİŞ TASARIMI Yılmaz Kurt
FOTOĞRAFLAR Osman Nuri İyem

OYUNCULAR Kutay Sandıkçı, Ali Aydın, Elif Yıldız, Gamze Dirlik, Kadir Kandemir, Orhan Kanalp, Remzi Özcan, Tevfik Alakazlı

11 Aralık 2011 Pazar

“LARGO DESOLATO” BİR “EKİP” İŞİDİR!

Bir zamandır hangi salıya denk getirsek de gitsek diye hafta kovaladık durduk bu oyun için. Zira her giden ayrı bir tavsiye etti, pek bir güzel dedi durdu! Beklentiyi bu kadar arttırmışken de hayal kırıklığı olur mu acaba korkusuyla sayın Kakkaç ile beraber sonunda organize olduk ve gittik!

Asmalımescit sokaklarında bir süre kaybolma tehlikesi yaşadık ama sonunda bulduk The Club’ın yolunu. Teknoloji saolsun!

Gündüzden ayırttığımız biletimizi aldık, broşürümüzü okumak üzere bir kenara çekildik. Son 10 dakikamızı broşürün sayfaları arasında geçirdikten sonra salona alındık. Numarasız koltuk tedirginliğimle hemen iyi bir yere çöreklendik.

Salona girer iken oyuncuların insan halleriyle bizi içeri buyur etmelerini ve hoş geldiniz diye karşılamalarını biraz garipsedik önce.. Vardır bir keramet diyerekten ortamı inceledik sonraki birkaç dakikada. Sonra düşününce bu hareketi iyi bi yere oturttuk ve oldukça da beğendik.


Oyun 9 dakika geç başladı! Arkadaş ben takılıyorum artık bu oyun başlama saatlerine! Oyuncular da biraz huzursuzdu bu durumdan fakat o halde 9 dakika daha erken açsalardı ya kapıyı! Neyse ki oyun bunu unutturacak seviyedeydi de işi öyle bağladık : )

Herkes yerini aldı, oyuncular “biz hazırız” komutunu verdi (gerçekten sesli komut bu arada) ve karanlık…

Largo Desolato Çek yazar Václav Havel’in oyunu.. Václav Havel için wikipedia şöyle diyor ; “Çek tiyatro yazarı, düşünce adamı, siyasetçi” Sanat akademisinden Çek Cumhuriyeti başkanlığına uzanan bir hayat hikayesi.. Oyunda da bunun izlerini açıkça görüyoruz..


Oyun, Felsefe Doktoru Leopold Kopriva çevresinde gelişiyor. Leopod yazdığı bir makale ile faili meçhul bir davayı ayyuka çıkarıyor. Birtakım adamlar da gelip Leopold’den makaleyi yazan kişi olduğunu inkar eden bir yazıyı imzalamasını, yani kendini inkar etmesini istiyorlar. Aksi taktirde Leopold’e hapis yolu görünüyor..

Bu arada Leopold’ü çevreleyen insanları, onu kıskaca alan hayatı görüyoruz.. Bu kıskaca kapılan Leopold yazamaz hale geliyor, kendini eve kapatıyor fakat taraftarları da onu rahat bırakmıyor. Peki Leopold ne yapacak? Felsefe Doktoru Leopold Kopriva kendini inkar mı edecek? Yoksa hapse girmeyi göze mi alacak ?


Peki sizce hala bunları yaşamıyor muyuz? Yazarlarımız tehdit altında, aydınlarımız hapis koridorlarında değil mi? Yazdıklarını inkar etmesi istenen, yazdıklarını okutamadan kaybettirilen onlarca beyin yok mu? Bu hikaye aslında gerçek değil mi? İşte Largo Desolato’yu izlerken bunları bir daha düşüneceksiniz..

Ve oyunun sonunda Ekip sizin oyuna gelip gelmediğinizi anlamak için bir hamle yapıyor. Siz de Leopold’ün kıskacının bir bacağı olacak mısınız ? Bu baskıya dahil olacak mısınız? Yoksa karşı duracak mısınız ?


Oyun bütünüyle zeka pırıltılarıyla dolu! Cem Uslu hem yöneten hem Leopold’ü oynayan olarak çift taraflı şahane bir iş çıkarmış. Ama tutundukları nokta da şu ki bu bir “Ekip” işi!

O kadar ince düşünülmüş, o kadar detay çalışılmış, o kadar özenilmiş bir iş ki.. Öyle ince işlenmiş, o kadar güzel fikirler uygulanmış ki.. Seyircilerin arasında arka sıralarda oturan oyuncular ve üstlerinde kim olduklarını yazan dönkartlar var. Duvarlarda dekor niyetine yazılar asılı, misal ; “buralar hep kitap” : )


Ortada kullanılan tek parça dekor süper işlevsel kullanılmış. Oyun boyunca gerekli her şey onun bir parçası ve her şey gerçekten gerekli ve gerektiği kadar kullanılıyor. O belge niyetine kullanılan pankartlar nedir yaaa? : ) Onlar nasıııll güzel düşünülmüş şeylerdir! Ne kadar güzel bir kullanımdır! Şimdi çok da açık etmek istemiyorum sürprizi kaçmasın ama izleyince anlıycaksınız ne demek istediğimi ; )


Kostümler ve makyajlar çok iyi! Oyun tam bir Absürd Tiyatro örneği! Hatta broşür de şöyle diyor ; “…Kişiler karakteristik denebilecek, değişken ve olağan değil; bunun yerine önceden yazılıp çizilmiş, tartılıp düşünülmüş izlenimi veren son derece mekanik bir doğaya sahip, sürekli olarak yinelenen davranışlarda bulunurlar. Dil, Havel tarafından oyunu kaotik bir dünyanın içine yerleştirecek şekilde kullanılmıştır. Oyun kişileri birbirlerini anlayamazlar. Her şeye müthiş bir iletişimsizlik hâkimdir...”

Bu arada broşür demişken, broşür bile süper düşünülüp hazırlanmış. O kadar güzel ve yerinde bilgi veriyor ki, onu okuyup da oyunda kaybolacak insan çok azdır. Oyuna girmeden broşürü okumanızı şiddetle tavsiye ederim ki zaten broşürün amacı da bu değil mi? : )


Oyundaki iki Wenzel’in aynı anda konuşmaları çok iyi oturtulmuş. Zerre tereddüt etmeden ve boşluk bırakmadan oynuyorlar. Senkronize hareketler ve diyagolar belli ki çok çalışılmış, akıp gidiyor! Ayrıcaaaa bu akış ve diyaloglarda herkesin artikülasyonu çok iyi, çok anlaşılır ve tek bir dil sürçmesi bile olmuyor!

Oyunculuklar, başta Cem Uslu (Leopold) olmak üzere çok yerinde. Cem, karakterinin bütün hissiyatını sonuna kadar iliklerimize işletiyor. Enerjinin kaynağı Cem kolları diğer karakterler.. Bir de Olbram’ın (Halil Babür) dekorun tepesinde Leopold’e doğru bir tiradı var ki içinizi titretir! Başarılı ışık kullanımları da bunda etkili.. Simel Aksüngür (Lusi) de çok ölçülü ve rahat oynuyor. Duygu Yetiş (Marketa) kullandığı ses tonu ve tümüyle oyununda çok başarılı.


Şimdi oturup konuşsak, daha size beş sayfalık yazıya denk gelecek şey söylerim. Ama işin biraz da süprizi olsun di mi suyunu da çıkarmayalım : ) Beklentinin yüksek olması güzel ama kendinize de şaşıracak yer bırakın, her şeye hazırlıklı gitmeyin : )

Çıkışta tebrik işine girişicektik ki saatimize bakınca son vapuru yakalamak için koşmak zorunda olduğumuzu fark ettik ve koşmaya başladık. Peki vapuru yakaladık mı? Hayır! Neden? Çünkü tünel kapanmıştı! Aman ne şahane!

Daha önceki bir yazımda da yazmıştım, Cem Uslu’ya vicdan borcumdu gidip bir oyununu izlemek zira kendisinin beni davet ettiği oyunlara iştirak edememiştim. Fakat bundan sonra her oyununda ordayım! Adamın kafası bi başka çalışıyo, bu pırıltıyı takip etmek lazım benden söylemesi!

Largo Desolato şu aralar her Salı The Club’da oynuyor. Ekip’in çok da güzel bir internet sitesi var (www.ekiptiyatrosu.com) ayrıca kendilerini facebook ve twitter üzerinden de takip etmek mümkün. Bence vakit kaybetmeden takviminize ekleyin ve bu oyunu izleyin!

LARGO DESOLATO

Yazan: Václav Havel
Çeviren: Ülkü Akbaba & Kemal Boztepe

Yöneten: Cem Uslu
Dramaturg: Ayça Seymen Şimşek
Reji Asistanı: Ayşegül Uraz
Özgün Müzik: Necati Doğa Ebrişim
Makyaj Tasarım: Duygu Yetiş
Dekor, Işık, Kostüm: EKİP
Işık Kumanda: Elif Bilgiç
Ses Kumanda: Ayça Seymen Şimşek
Afiş, Broşür: Duygu Yetiş
Fotoğraf, Video: Erdem Yetiş

Oynayanlar

DR. LEOPOLD KOPRIVA: Cem Uslu
ULI: Murat Engiz
SUSANNA: Ayşegül Uraz
BİRİNCİ WENZEL & BİRİNCİ HERİF: Ertürk Erkek
İKİNCİ WENZEL & İKİNCİ HERİF: Sercan Gülbahar
LUSI: Simel Aksünger
OLBRAM: Halil Babür
MARKETA: Duygu Yetiş

www.ekiptiyatrosu.com

6 Aralık 2011 Salı

TOM, DICK VE HARRY - AK'LA KARA

Bir sevgili dostumun organizasyonu ile, ne zamandır gitmek istediğim Tiyatro Ak'la Kara’nın Kadıköy’deki yeni mekanına ayak bastık sonunda! Kadıköy’de sahne açma girişimini sonuna kadar desteklediğimiz Akla Kara Tiyatro bir nevi “cesaret” göstermiştir!

Yeni sahnelerin Beyoğlu civarında toplandığı, alternatif tiyatroların birleştiği, ‘tiyatronun kalbi Beyoğlu’nda atıyor’ dendiği bugünlerde Anadolu yakasına bir sahne daha eklenmesi beni ziyadesiyle memnun etti.

Mekan eskiden bir sinemaydı, Broadway Sineması.. Ne tesadüftür ki geçen yıl yine Kadıköy’de açılan Tiyatro Açıkça’nın sahnesi Öykü Sahne’de eskiden sinemaydı.. Dünkü sinemalar bugün birer tiyatro oldu.. Hey gidi günler : )


Biletimizi aldık, sahneye indik ve fuayede sohbetimize başladık. Bir yandan da etrafı kolaçan ettik inceledik ve beğendik. Saatlerimiz 20:30 a yaklaşırken salondaki yerimizi aldık.. Salon derken, hakikaten sahne evin salonu kıvamında.. Kötü anlamda değil yani güzel olmuş demek istedim : ) Bir de biz en önde oturunca daha bir ev hissiyatı aldık : )

Sabırsızlıkla oyunun başlamasını beklerken dakikalar geçmeye başladı.. 5 dakika.. 10 dakika.. 15 dakika.. Derken ben baya huysuzlanmaya başladım.. ‘15 dakika geç başlamak nedir arkadaş böyle şey mi olur’ diye kendimi isyanlara vururken oyunculardan Kerem Kobanbay içerden çıktı ve şu açıklamayı yaptı ; “Oyunumuzun başlama saatini geciktirdiğimiz için özür dileriz. Bu akşam ilk defa full salona oynayacağız ve gişemiz bu duruma hazırlıklı değildi. Gişede son 1 kişi kaldığı bilgisini aldık, az sonra oyunumuz başlayacaktır. Özür diler, teşekkür ederiz.”

Açıklama sırasında “ilk defa full salona oynayacağız” dediğinde salonda bir alkış kıyamet! Kerem Kobanbay çok sevimli olabilir.. İnanılmaz bir sesi olabilir.. Oyundaki kostümüyle çıkıp anons yapmış olabilir.. Oyun seyirci sıkıntısı çekmiş olabilir.. Erkenden gelip yerini alan seyirciler suçsuz olabilir.. Yine de perde 23 dakika geç açılmamalıdır.. diye düşünüyorum ben : )


Efendiimm gelelim oyunumuza.. Tom Dick ve Harry tam bir İngiliz durum komedisi.. Bir Vodvil örneği.. Yanlış anlaşılmalar, açılıp kapanan kapılar ve mutlu son toplamı bir güldürü.


Evlat edinmek için başvuru yaptıkları ajanstan kontrole gelecek olan görevli hanım için binbir hazırlık yapan ve heyecandan yerlerinde duramayan Linda ve Tom ile sahne açılıyor. Bu telaşe içinde birden Tom’un ortanca kardeşi Dick çıkageliyor. Başını yine belaya sokmuş olan Dick evi birbirine katmaya hazırlanırken bir de küçük kardeş Harry çıkıyor ortaya. Üstelik onun da kendine ait sorunları var. Dick sınırdan soktuğu gani gani içki ve sigaraların yanında farkında olmadan taşıdığı kaçak göçmenleri polisten kaçırmaya çalışırken, Harry ise Tom’un dairesini ucuza satın alabilmesi için bahçeye bir kadavra gömüp evin değerini ucuzlatma peşinde koşuyor. Bu sırada evlat edinme ajansı görevlisi Bayan Potter geliyor ve tabii ki olaylar içinden çıkılmaz bir hal alıyor.


Bol koşturmacalı oyunda sürekli kapılar açılıyor, kapılar kapanıyor. Pencerelerden kanıtlar atılıyor, sürpriz misafirler geliyor.. Bir karmaşa, bir kargaşa, ortalık arapsaçı! İşte bu durumun orta yerinde Tom durumu idare etmek için ordan oraya koşturuyor.

Doğası gereği koşturmacalı bir Vodvil’in başrolünde Savaş Özdural (Tom) iyi performans sergiliyor. Ece Uslu (Linda) ve Kerem Kobanbay (Dick) için vasat denebilecekken, Hakan Altuntaş (Harry) bence oyunun en iyisi olarak öne çıkıyor. Komedi işi biraz zor, hele ki böyle hareketli bir komedide espriyi satmak ciddi bir mesele.. Halihazırda mevzu zaten komik diye yola çıkılırsa ortaya vasat bir iş çıkması an meselesi! Yine de bu konuda fena değiller : )


Broşüründe herhangi bir bilgi yer almayan oyunun yönetmenliğini Ali Altuğ, süpervizörlüğünü ise Haldun Dormen yapıyor. Süpervizör ne midir ? Süpervizörün kelime anlamı şudur ; amir, denetçi, yönetici, danışman..

Her şeye rağmen 2 saat hoş vakit geçirebileceğiniz, ortalama bir seyirciyseniz memnun ayrılabileceğiniz bir oyun Tom Dick ve Harry. 2 bölümlük bir sitkom kıvamında izlenebilir.



TOM, DICK VE HARRY

Yazan: Ray Cooney & Michael Cooney

Çeviri : Özgür Özdural

Süpervizör : Haldun Dormen

Yönetmen : Ali Altuğ

Yönetmen yardımcısı : Müjde Başkale

Dekor : Mahsuni Yılmaz

Işık : Serpil Coşkun

Oyuncular : Ece Uslu, Savaş Özdural, Kerem Kobanbay, Hakan Altuntaş, Nur Subaşı, Nazan Diper, Mustafa Dinç, Beril Senvarol, Taylan Atlıhan

29 Kasım 2011 Salı

SİNEKLER SEVİŞİRKEN.. TEK KİŞİLİK BİR KABUS

Prömiyer izlemeyi pek severim bilirsiniz.. İlk oyun heycanını oyuncuyla birlikte yaşamak, izleyen ilk seyirciler arasında olmak hep heyecan verici.. Hele ki yaptığı işleri çok beğendiğiniz, sahnede başka başka hallerde görsem diye kıvrandığınız kişilerin işlerini ilk gününde izlemek..

Merve Engin de benim için onlardan birisi.. Geçen sezon Kıyıya Oturmanın Böylesi ile sahnelerin tozunu attıran Merve günler öncesinden prömiyer tarihin haber verdi ve takvimde yerini aldı : )

Merakımı tetikleyen ise geçen sezon süper bir Commedia Dell’arte oynayan arkadaşımın bu sezon iç yakıcı bir rol ile karşımıza geçecek olmasıydı.. Önce azdan laflar duydum.. Sonra birkaç fotoğraf gördüm.. Dedim ki nasıl güzel bişey izliycez acabaaa..


Bu sefer yazan, yöneten, oynayan, tasarlayan, dekor yapan, kostüm yapan, mask yapan, koordine eden Merve Engin değil sadece oynayan Merve Engin.. Yazan, tasarlayan, yöneten Mine Söğüt.. Mine Söğüt’ün “Deli Kadın Hikayeleri” isimli kitabındaki bir öyküden sahneye uyarlanmış “Sinekler Sevişirken”.. Tek kişilik bir kabus..

Sahneye girdiğimizde karanlıklar içinde kıpkırmızı örtüsüyle yatan bir kız çocuğu.. Işıklar yandığında ise artık o uyanık, biz ise kabusun ortasında..


Sinekler sevişiyor ve kız çocuğu onların seslerini duyuyor.. Annesinden pencereyi kapatmasını istiyor çünkü pencere açıkken içeri sinekler doluşuyor ve sürekli sevişiyorlar.. O ise buna katlanamıyor!

Yatar haldeki kız çocuğunu tepeden görüyoruz ve aslında tavandayız.. Ona tepeden bakıyoruz.. Yoksa o kara sinekler biz miyiz ?

Peki ya anne ? O kadar kayıtsız.. Kız çocuğu acı çekiyor.. Sinekler yaralarını yalıyor.. Sinekler vızıldıyor.. Sinekler yastığına konuyor.. Sinekler üzerinde geziyor.. Sinekler durmaksızın sevişiyor.. Kız çocuğu ise yattığı yerden kalkamıyor..


İç daraltıcı bu kabusun içinde bir kız çocuğu ; “O sinekler sevişirken uyuyamıyor. Peki ya siz? Siz sinekler sevişirken uyuyabilecek misiniz?”

Merve’yi komedi oynarken izlediğinizde esiri olursunuz! Seyirciyi avucuna alıverir. Kahkahalara boğar, oyuna dahil eder, onlarla beraber güler.. O sahnede tek başına haliyle karşısındaki seyirci topluluğunu kendinden eder..


Üstelik bir kabusun içindeyken bile bunu başarıyor! Onu izlerken kabusu yaşıyoruz adeta.. Sanki sinekler gerçekten ordalar ve biz de onlardan korkuyoruz, tiksiniyoruz.. Merve ise kırmızı örtüsüyle bir kız çocuğu olmuş kıvranıyor.. İç titreten, kan donduran bir oyunculuk..

Oyun bittiğinde prömiyer usulü teşekkürler ediliyor. Merve’nin her oyun sonrası şaşmaz özel teşekkürlerini Arda ve Sedef kapıyor : ) Mine Söğüt ise alkışın alasını kucaklarken, sahneye çıkmıyor. Zannımca göz önünde olmaktan çok haz etmiyor.. O zaman ben ona buradan özel teşekkürlerimi iletiyorum! Eline sağlık Mine Söğüt! : )


İki kadın emeğinden çıkmış bir kadın hikayesi bu.. Acıtan bir kadın hikayesi.. İncinmiş bir kadın hikayesi.. Gidin ve bu acıya ortak olun!

SİNEKLER SEVİŞİRKEN

Yazan – Tasarlayan – Yöneten : Mine Söğüt

Oynayan : Merve Engin

Oyun tarihleri için ; www.merveengin.com