Merve Engin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Merve Engin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2013 Pazartesi

NERDE KALMIŞTIK? / BULUTİYATRO

Tabii ki bundan aylar önceydi.. Kayışdağı'ndaki çalışmadan çıkıp azimle Taksim'e gelmiştik Arda ile. Peşimden birilerini oyuna sürüklemeye bayılırım. Hele ki birisi bana "yaa giderken bi haber et de bizi de götür" dediyse hiç çekinmem yaparım.

Peki koştura koştura nereye mi gitik ? Şermola Performans! Ne izlemek için mi? "Nerde Kalmıştık?"


Aman da İstanbul'un öbür ucundan gidiyoruz geç kalırız diye azdan da olsa acele ettiğimizle kaldık erken bile gittik. Biletlerimizi aldıktan sonra çayımızı bile yudumlamaya vakit kaldı o kadar yani! Ama tabii oyuna geç kalmak gibi bir huyumuz asla olmadığından çayımızın son yudumlarını hafif panik içinde içtik ve sahneye geçtik.

Sanırım oyunun ikinci ya da üçünü temsiliydi. Oyunu seçme sebebim çok olmakla beraber en mühimi sanırım yazarı idi. Geçen sezon "Tetikçi" ile tanıştığım Ebru Nihan Celkan yeni oyun yazmış dediler biz de koştuk gittik. Oyunda da bildiğimiz sevdiğimiz oyuncu arkadaşlarımız yer aldığından tam bir "ne ala Mualla" durumu söz konusu oldu.

Alternatif mekanda oynanan oyunun tabii ki alternatif bir başlangıcı olur! Girişte Ebru Nihan Celkan verdi elimize fenerleri, "yürüyün bakalım" dedi. Daha fazla spoiler vermiyim de işte öööyle de enteresan bir giriş yani! :)


Oyunun baş kahramanı kişimiz Umut. Askerden yeni gelmiş. Hepimizin en az birkaç arkadaşı bir ara "askerden yeni gelmiş" olmuştur. O anlamlandırması zor hali bilirsiniz. Ama Umut'unki biraz daha farklı.. Umut biraz daha acı görenlerden, acı yaşayan ve yaşatmak zorunda kalanlardan. Çatışmanın orta yerinde kalmış ve oradan çıkana kadar da mana veremediği olayların bir parçası olmaya zorlanmış. Aylarca silah sesi ve sessizliğiyle yaşamış Umut askerden dönüyor..


Umut herkesi bıraktığı gibi buluyor fakat o 'herkes' Umut'u gönderdikleri gibi alamıyor. Normal hayata adapte olmakta güçlük çekiyor ve yaşadıklarının ağırlığı altında eziliyor. Rüyalarına giren, peşini bırakmayan o yüzler, o sesler dönüp dolaşıp bıraktığı gibi bulduklarına saplanıyor.



Oyunun sonu da başı gibi alternatif mekana yaraşır şekilde bitiyor. Ve biz de çıkışta yazar hanımı yavaştan tebrik edip oyunculara bişey diyemeden çıkıp gidiyoruz. Ayıp!

Şimdiiiii oyundan  beklediğimi aldım mı diye soracak olursanız, aldım sayılır. Ama yine de Tetikçi'den sonra bir nebze daha iyi bir oyun beklemiştim desem yalan olmaz.. Konu bilindik, hep konuşulduk mevzulardan birisi. Yine de gündeme getirilip insanlara unutturulmuyor olması güzel tabii.


Oyuncu arkadaşlarımız gerçekten başarılı bir iş çıkarıyorlar. Özellikle Umut rolündeki Cem Uslu ve rolünün adını hatırlayamadığım Merve Engin :) Cem karakterinin derinliğini iyi aktarıyor ve bizi Umut'a gerçekten yaklaştırıyor. Daha önce Largo Desolato'da beğendiğimiz arkadaşımızı bir daha beğendik, kısmet üçüncüye :) Merve'yi ise tek kişilik oyunlarından sonra ilk defa bir ekip içinde izledim ve beklediğimden daha başarılı buldum vallahiii! Çok sade, net ve temiz oynamış.


Oyunu genel olarak başarılı buldum, tüm ekibin ellerine sağlık! Afiyetle izlenecek bir iş çıkarmışsınız.
Yalnız geçenlerde Tünel'de bi yerde yemek yerken iki bayan arkadaşın konuşmasına kulak misafiri oldum. Oyuna gitmekten falan bahsediyolardı, aa dedim bakıyım hangilerini sayacaklar. Ve birisi dedi ki "Ya bu Sadi Celil Cengiz'in oynadığı bi oyun varmış ona gideliiiiiim". Bir an durdum, düşündüm. Şimdi bu iyi bişey miiii kötü bişey mi ? Pek net karar veremesem de, sonuçta 2 kişi daha tiyatroya gittiyse varsın sebebi Sadi Celil Cengiz olsun dedim geçtim :)



Nerde Kalmıştık / BuluTiyatro
Yazan : Ebru Nihan Celkan
Yöneten : Mirza Metin
Oyuncular: Ararat Mor, Bahar Selvi, Barış Gönenen, Cem Uslu, Ceren Kıran, Doğan Keçin, Engin Aydın, Fulya Aksular, Fatih Özkan, Mertcan Kayretli, Merve Engin, Sadi Celil Cengiz

En yakın oyun tarihi : 10.01.2013 @ Şermola Performans
www.facebook.com/BuluTiyatro 

29 Kasım 2011 Salı

SİNEKLER SEVİŞİRKEN.. TEK KİŞİLİK BİR KABUS

Prömiyer izlemeyi pek severim bilirsiniz.. İlk oyun heycanını oyuncuyla birlikte yaşamak, izleyen ilk seyirciler arasında olmak hep heyecan verici.. Hele ki yaptığı işleri çok beğendiğiniz, sahnede başka başka hallerde görsem diye kıvrandığınız kişilerin işlerini ilk gününde izlemek..

Merve Engin de benim için onlardan birisi.. Geçen sezon Kıyıya Oturmanın Böylesi ile sahnelerin tozunu attıran Merve günler öncesinden prömiyer tarihin haber verdi ve takvimde yerini aldı : )

Merakımı tetikleyen ise geçen sezon süper bir Commedia Dell’arte oynayan arkadaşımın bu sezon iç yakıcı bir rol ile karşımıza geçecek olmasıydı.. Önce azdan laflar duydum.. Sonra birkaç fotoğraf gördüm.. Dedim ki nasıl güzel bişey izliycez acabaaa..


Bu sefer yazan, yöneten, oynayan, tasarlayan, dekor yapan, kostüm yapan, mask yapan, koordine eden Merve Engin değil sadece oynayan Merve Engin.. Yazan, tasarlayan, yöneten Mine Söğüt.. Mine Söğüt’ün “Deli Kadın Hikayeleri” isimli kitabındaki bir öyküden sahneye uyarlanmış “Sinekler Sevişirken”.. Tek kişilik bir kabus..

Sahneye girdiğimizde karanlıklar içinde kıpkırmızı örtüsüyle yatan bir kız çocuğu.. Işıklar yandığında ise artık o uyanık, biz ise kabusun ortasında..


Sinekler sevişiyor ve kız çocuğu onların seslerini duyuyor.. Annesinden pencereyi kapatmasını istiyor çünkü pencere açıkken içeri sinekler doluşuyor ve sürekli sevişiyorlar.. O ise buna katlanamıyor!

Yatar haldeki kız çocuğunu tepeden görüyoruz ve aslında tavandayız.. Ona tepeden bakıyoruz.. Yoksa o kara sinekler biz miyiz ?

Peki ya anne ? O kadar kayıtsız.. Kız çocuğu acı çekiyor.. Sinekler yaralarını yalıyor.. Sinekler vızıldıyor.. Sinekler yastığına konuyor.. Sinekler üzerinde geziyor.. Sinekler durmaksızın sevişiyor.. Kız çocuğu ise yattığı yerden kalkamıyor..


İç daraltıcı bu kabusun içinde bir kız çocuğu ; “O sinekler sevişirken uyuyamıyor. Peki ya siz? Siz sinekler sevişirken uyuyabilecek misiniz?”

Merve’yi komedi oynarken izlediğinizde esiri olursunuz! Seyirciyi avucuna alıverir. Kahkahalara boğar, oyuna dahil eder, onlarla beraber güler.. O sahnede tek başına haliyle karşısındaki seyirci topluluğunu kendinden eder..


Üstelik bir kabusun içindeyken bile bunu başarıyor! Onu izlerken kabusu yaşıyoruz adeta.. Sanki sinekler gerçekten ordalar ve biz de onlardan korkuyoruz, tiksiniyoruz.. Merve ise kırmızı örtüsüyle bir kız çocuğu olmuş kıvranıyor.. İç titreten, kan donduran bir oyunculuk..

Oyun bittiğinde prömiyer usulü teşekkürler ediliyor. Merve’nin her oyun sonrası şaşmaz özel teşekkürlerini Arda ve Sedef kapıyor : ) Mine Söğüt ise alkışın alasını kucaklarken, sahneye çıkmıyor. Zannımca göz önünde olmaktan çok haz etmiyor.. O zaman ben ona buradan özel teşekkürlerimi iletiyorum! Eline sağlık Mine Söğüt! : )


İki kadın emeğinden çıkmış bir kadın hikayesi bu.. Acıtan bir kadın hikayesi.. İncinmiş bir kadın hikayesi.. Gidin ve bu acıya ortak olun!

SİNEKLER SEVİŞİRKEN

Yazan – Tasarlayan – Yöneten : Mine Söğüt

Oynayan : Merve Engin

Oyun tarihleri için ; www.merveengin.com

30 Ekim 2010 Cumartesi

"KIYIYA OTURMANIN BÖYLESİ" VE MERVE ENGİN

Çok tanımadığım ama uzaktan sevdiğim Merve Engin’in ne olduğunu hiç tahmin edemediğim oyunu “Kıyıya Oturmanın Böylesi”nin prömiyerine uzman bir kadroyla teşrif ettik. Özellikle Burki, aramızda görmek istediğimiz ama nadir görebildiğimiz dostumuz olarak bizi mesud etti. Burçak dostumuz bizim için biletleri temin etmişti, biz de paşacık gibi gittik Kumbaracı50’ye. Uzun zamandır ilk defa, çok da bilinçli olmaksızın toplanan bu keyifli topluluk ile Kadıköy’den Kumabarcı50’ye giden yolda Karaköy’de ne yediğimizi anlatmıycam, ayıp denen bişi var!


Huyumuz olduğu üzre erkenden gittik Kumbaracı50’nin atmosferini soluduk. Giderek artan kalabalık içinde huysuzlanırken kapılar açıldııı ve numarasız olan yerlerden iyisine oturabimek için kıyın kıyın öne attım kendimi. Neticede en ortadan, sanırım en güzel yerden kaptık sandalyelerimizi.

Veeeee perdeeee! Diyyycemmm..Ama diyemiyorum Neden mi ?


Biz içeri girerken bir baktık Merve içerde bi yandan telefonla konuşuyo bi yandan dekorunu aksesuarını yerleştiriyo. Hmmm nedir bunun olayı derken derken bir baktık oyun başlamış! Meğersem Merve trafikte sıkışan diğer oyuncularla konuşuyomuş telefonda Efenim öğreniyoruz ki diğer 10 kişi gelemiyor, çaresiz iş başa düşüyor ve giyiyor kostümünü, alıyor eline masklarını Merve Engin.

Sahnenin teknik kurulumundan kaynaklanan birtakım sorunlar yaşandı, fakat saygılı oyuncumuz herkesin herşeyi açık ve net izleyebilmesini durumu oyuna da yedirerek mümkün kıldı.


Ben ilk defa Comedia Dell’arte izleyeceğim için ziyadesiyle meraklıydım. Oyun öncesinde de yüzeysel araştıma benzeri işlere girişmiştim ama çok başarılı olamamıştım. Ben de kendimi Merve Engin’in deneyimli kollarına bıraktım, on the job training meselesi gibi işi iş başında öğreneyim dedim.

Kıyıya Oturmanın Böylesi, birbirlerine delicesine aşık Lelio ve Flaminia’nın hikayesi. Lelio çıktığı bir gemi yolculuğunda kaza geçirir ve düştüğü adada Zampilla ile karşılaşır. Adada olanlar olurken Flaminia ise sevdiceğinin peşinden yollara düşer..

Comedia Gabriellina stili olan oyunda uşaklar, çiftimizin babaları, geminin kaptanı, gemi tayfası gibi sanırım 10 karakter var. Karakterlerin her biri birbirinden eğlenceli, birbirinden komik.Benim favorilerim Pantolone ve Zampilla! Zampilla’nın etkisinden hala çıkamadım Eng ile birbirimize “hı-hı-hı evet-evet-evet” diyerek dolaşıyoruz Bu şimdi size biraz manasız geldi tabii, oyunu izleyin ne demek istediğimi anlıycaksınız

Yazılacak o kadar çok şey var ki, oyunun büyüsünü kaçırırım diye ödüm kopuyo! Kısacası aslında oyun süper eğlenceli, ama bildiğiniz sıradan güldürülerden değil, belki hiç görmediğiniz bir tarzı da size sunuyor diğer yadan. Tek kişilik 10 karakterli bir gösteride hiçbir an “bu kimdi yaa? Pantolone Lelio’nun mu babasıydı ? Flaminia’nın uşağı hangisiydi?” benzeri sorularda boğulmuyorsunuz çünkü herşey masklarda ve aksesuarlarda açık ve net. Hikayeye kendinizi öyle kaptırıyorsunuz ki.. Hikaye de alengirli dolambaçlı bir hikaye değil, bildiğimiz gördüğümüz türden. Bildiğimizi bilmediğimiz bir yöntemle anlatıyor ve 50 dakika bizi çok eğlendiriyor Merve Engin.


Comedia Dell’arte’de bir kanava yazılırmış. Yani oyunun hikayesi. Kıyıya Oturmanın Böylesi’nin kanavasını, bu işin dünya çapındaki ustalarından ve Merve’nin de hocası olan Antonio Fava yazmış. Aynı zamanda maskları da hazırlamış ve oyunun süpervizörlüğünü üstlenmiş. Kanava üzerine metni Merve Engin yazmış, ve hatta geri kalan herşey de sadece Merve Engin’in başının altından çıkmış! Büyük çalışma, büyük özen ve hakedilen bir netice çıkmış ortaya..

Oyunun bitiminde, prömiyer olmasından sebepli bir teşekkür konuşması yapılıyor adet olduğu üzere. Öncesinde Merve soruyor “ilk defa bir prömiyere gelen var mı ?” kimseden bi işaret yok! “Sosyetenin içine düşmüşüz bu akşam!” Teşekkürlerini sunup alkışını alıyor ve kulise kaçıyor. O da ne! Alkışlar dinmiyor!dinmiyor! Merve kulisten tekrar koşuyor titreyerek ağlamaklı ikinci selamını veriyor ve gidiyor..Kapalı gişe oynanan bir prömiyer ve dinmeyen alkışlar!

Veeee fuayede bekleyen gülümseyen suratlar! Merve kulisten çıkıyor, yanına ilk gidenlerden biriyim! Edepsizce diyorum ki “geçmiş olsun”.. Merve ise “öyle demeyin noolur daha yeni başladım” diyerek lafı ağzıma tıkıyor ve ben başımı eğip içimden “kız haklı! Bu ne biçim laf- geçmiş olsun-!” diyorum ve bir daha asla bunu yapmamaya karar vererek oradan ayrılıyorum.

İstiklal boyunca oyundan konuşuyoruz tüm ekip çok eğlenmiş çok gülmüş. Efektler de çok akılda kalan cinsten ve komik, biribirimize kusma efekti yapıyoruz sürekli Barış’tan Comedia Dell’arte’nin teknik yanlarıyla ilgili bilgi alıyoruz, içimizde en konuya hakim kendisi çünkü. O sırada birkaç cümle sarfediyor oyunla ilgili, çok manalı ama pek akılda kalmayan cinsten Aklımda kalanları birleştiriyim bakalım bişeye benzetebilecek miyim ? ; “ Comedia Dell’arte tarzında yapılmış, tekniğine uygun, matematiği güzel kurulmuş ve üzeri güzel işlenmiş bir güldürü” Evet sanırım buna benzer bişiler söyledi

Sadece seyirci ağzından ise şunu söyleyebilirim ; Mutlaka izleyin pişman olmayacaksınz.

4 Kasım ve 25 Kasımda Kumbaracı50’de izleyebilirsiniz. Yalnız bence biletlerinizi önceden alın, prömiyeri bile kapalı gişe oynandı. Sonra demedi demeyin!

Veeeeee "Kıyıya Oturmanın Böylesi" Kadıköy'de!!! 11 Kasım perşembe akşamı 20:30'da Kadıköy Öykü Sahne'de izleyeblirsiniz. Öykü Sahne nerde mi ? Rexx Sineması'nın az ilerisindeki Burger King'in hemen karşısındaki pasajın içindeee!!!

Mervecim, gözlerinden öperim.